Türk İnsanının İlginç Özellikleri!..

Türk İnsanının İlginç Özellikleri!..

Her toplumun yazılı olmayan bir takım davranışlarına ve yaşam tarzlarına yönelik karakteristik özellikleri vardır. Bunlar gelenekler, örfler ve kültürel değerler sonucunda ortaya çıkmış ilginç özelliklerdir. Zaman içerisinde bunlar toplum içerisinde yaygınlaşıyor ve “kültürel yaşam tarzı” haline dönüşüyor.

Bu özellikler, bölgelere ve kişiliklere göre farklılıklar gösterseler bile az ya da çok birçoğumuz bunları hayatımızın her alanında yaşıyoruz ve de kullanıyoruz. Bu farklı ve ilginç özelliklerin yanlışlığını bilmemize rağmen yine de yapıyoruz.

Burada sıralayacağımız bu tespitler, her hangi bir araştırma sonucunda ortaya çıkmış tespitler değildir. Kişisel deneyimlerimizden, yaşayan olaylardan yola çıkarak gözlemlediğimiz, yalnız ve yalnız Türk insanına yönelik bazı özelliklerdir. İlginizi çekeceğini umuyoruz…

Türk erkeğini iki şeyi konuşmaktan vazgeçiremezsiniz;

1 – Siyaset
2 – Futbol

Ülkemizde insanların nereli olduğu takıntısı birçoğumuz için büyük önem taşıyor. Biriyle konuştuğumuzda adını, ne iş yaptığımı sormadan önce direk, “memleket nere?” diye söze başlıyoruz. Merak ediyorum, bir insanın Trabzonlu olması çok mu önemli? Nedir bu hemşerilik takıntısı?

Türk insanı bahane ve mazeret bulma konusunda ustadır. Hiçbir zaman kendi sorumluluğunu kabul etmez; yanlış olan bir şeyde payı varsa, mutlaka kendince bir nedeni vardır. Mazeretler üretmede üstümüze yoktur.

Rahatımıza ve keyfimize çok düşkünüz. Daha 40’lı yaşlarda iken emekli olmanın yollarını bulmaya çalışırız. İşe gitmemenin, işi kaytarmanın yolları bulabilmek için bilim adamlarının dahi bulamadıkları icatları buluruz.

Sürekli yakınacak bir şeyler buluruz kendimize, fakat bunlarda bizim bir sorumluluğumuzun olmadığını düşünürüz.
Türk insanı yumurta kapıya gelmeden harekete geçmez. Her şeyi erteleme eğilimi içindeyiz. Yarının işini bugünden yapmayız.

Geleceği kurtarmaktansa, günü kurtarma eğilimindeyiz; kısa vadeli düşünürüz.

Hem kendimizin hem toplumda yaşadığımız sorunları çok iyi biliyoruz; fakat kendi üzerimize düşen sorumluluğumuzu yerine getirmeyiz ve başkalarının yapmasını bekleriz. Devamlı bir kurtarıcı bekleme eğilimindeyiz.

Yabancı bir dil öğrenme hevesimiz vardır. Dil öğrenmeye başladığımızda da önce küfürlü kelimeleri öğreniriz.
Büyüklerin yanında sigara-içki içmemek, bacak bacak üstüne atmamak yalnız bizim kültürümüzde vardır.
“Askerdeyken bir çavuşumuz vardı…” diye başlayan askerlik anılarını anlata anlata bitiremeyiz.
Misafir gelince hemen cay suyu koymak, misafirperverliğimizin en canlı örneğidir.
Büyüklerimizin “biz sizin yaşınızdayken…” diye başlayan hatıralarını bir ömür boyu anlatır dururuz.
Rüşvet almadan iş yapmayan, yüzsüzce rüşvetini aldıktan sonra da “helâl et” diyen başka bir millet var mı acaba?
Toplumun ve kişinin özsaygısı azaldıkça, “ben ne düşünüyorum” yerine hep “acaba öteki benim için ne düşünüyor” diye sorarız.
Yolculuk esnasında yanındakine, “yolculuk nere hemşerim?” diye sorarak muhabbeti hemen dostluğa çevirmesini çok iyi beceririz.
“Kim O?” sorusuna “Ben!” diye cevap veren bizden başkası olamaz.
Yaşadığımız sorunlarımızı, isteklerimizi açıkça talep etmeyiz; haklarımıza sahip çıkmayız. Ancak kahve köşelerinde ve arkadaş gruplarında devamlı yakınır dururuz. Hep söylenir dururuz ama bir türlü söylemesini bilmeyiz.
Türk insanı hem tembel, hem çalışkandır; hem bencildir, hem içinde yaşadığı toplum için canını bile verebilir; hem otoriteye saygılıdır, hem isyankârdır; hem kuralların uygulanması gerektiğine inanır, hem en başta kendisi sık sık kuralları çiğner; hem her şeyin milli olanının daha değerli olduğunu düşünür, hem yabancı olan her şeye hayrandır. İşte biz böyle bir milletiz…