Şiddet Karşısında, Türk Erkeği Hem “Mazlum,” Hem “Zalim” Oluyor

Şiddet Karşısında, Türk Erkeği Hem “Mazlum,” Hem “Zalim” Oluyor

Nasıl mı oluyor?

Yıllardan beri süren “devletin cebellut yönetimi” vatandaşı her yönüyle baskı altında” tutuyor.

Başta “bürokratik oligarşi,” vatandaşı aşağılamada en büyük kalkan olarak kullanılıyor.

“Askeri güç”  baskısını yalnız asker ocağında değil sivil hayatta da kullanıyor.

Devlet “vergilerle” vatandaşına her türlü acımasızlığı uyguluyor.

“Düşüncesini özgürce” ortaya koymak isteyenlere hiçbir fırsat tanımıyor.

Devlet gücünü arkasında hisseden herkes elindeki fırsatları acımasızda kullanıyor.

Böyle bir ortamda yaşamak zorunda kalan Türk insanı, özellikle “Türk erkeği” psikolojik baskının her çeşidini yaşıyor. Dolayesiyle “mazlum durumuna” düşüyor.

Sonra evine geliyor, himayesi altındaki, eşine ve çocuklarına karşı en küçük bir olaydan dolayı“şiddet uyguluyor.”

Şimdi bu vatandaş, devletin ona uyguladığı baskıdan dolayı “mazlum oluyor,” aynı vatandaş ailesine uyguladığı baskıdan dolayı da “ zalim oluyor.”

İşte size, ülkemizin insan profilinden bir kesit…

 

                                        @@@@@@@@@@@@@

 

 “Şiddet olgusu” kadınla birlikte devamlı gündeme geliyor.

Oysa şiddetin en ürkütücü alanı, “eğitim arcı olarak” kullanılmasıdır.

Özellikle “çocuklar üzerinde” uygulanan şiddet, bu işin en acımasız ve korkunç olanıdır.

Eşiyle sorun yaşayan kadın, “öfkesini çocuğuna şiddet uygulayarak” çıkarıyor.

Erkek de iş yerinde, devlet idaresinde, evde eşiyle ya da kayınvalidesi ile sorunlu ise, yine öfkesini çocuktan alıyor.

İşleri yolunda gitmeyen baba,  hırsını çocuktan alıyor. Sonunda çocuklar ailede bir şeylerin faturasını ödemek zorunda kalıyorlar.

Türkiye’de ve dünyada en çok şiddet gören çocuklardır ama bunu üzerinde yeterince durulmuyor.

Kadınlar, erkelerin şiddetlerinden yakınıyorlar ama, onlar da çocuklarına aynı şiddeti uygulayarak öfkelerini çıkarıyorlar.

Türk kültüründe çocuk eğitilirken “dayak” her zaman olmuştur. Maalesef  bizim kültürel kodumuzda çocuk dövülerek terbiye ediliyor.

Ayrıca şiddetin toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da ”sosyal nedenler” arasında yer aldığını da belirtmeliyiz.

 

                                  @@@@@@@@@@@@

 

Şiddetin nedenleri; kişilere, toplumlara ve kültürler göre değişiklik göstermekle birlikte bizde“gelenek ve göreneklere dayalı süre gelen alışkanlıklar” önemli yer tutuyor.

Aile içi şiddet uygulayan kişilerin büyük çoğunluğunda aile içinde şiddete uğramış ya da tanık olmuştur.

Şiddetin “kuşaktan kuşağa aktarıldığını” gören aile bireyleri, özellikle erkek çocuklar bir yaşam tarzı olarak bu metodu benimsiyor ve de hayat boyu bunu uygulamaya çalışıyor.

Evde ve okulda disiplini sağlamak üzere şiddet kullanımına tanık olan çocuk, yetişkinliğinde bunu“sorun çözmede” doğal bir seçenek olarak görmektedir.
Toplumun da şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak benimsemesinin bunda önemli rol oynadığı düşünülüyor.

Toplumun bütünü açısından yapılan değerlendirmelerde şiddete maruz kalanların büyük ölçüde erkekler kendilerine karşı saygılı davranılması gibi bir beklenti içerisinde oldukları ve saygısızlıkla karşılaştıklarında da şiddet kullanımını meşru görüyorlar.

 

                               @@@@@@@@@@@

 

Şiddet uygulayanların dengesiz veya ruhsal bozukluğu olan kişiler olduğu düşünülmesine rağmen yapılan araştırmalar, şiddet uygulayan erkeklerin  % 93 nün normal yapıda olduğu görülmüştür.

Bu kişilerin yaşam tarzları araştırıldığında şiddete yönelten duygunun, büyük ölçüde “alkol kullanımından” kaynaklandığı görülmüştür.

Bu nedenle alkol kullanımı şiddeti artıran en önemli nedenlerin başında görülmektedir.
Bunun yanında, şiddete yönelik diğer nedenleri de şu şekilde sıralayabiliriz.
— İsteklerin gerçekleştirilmemesi.
— Kendi ihtiyaç ve isteklerinin daha önemli olduğuna inanması.
— Sorunları için devamlı başkalarını suçlama duygusu.
— Yanlış davranışlarını kabul etmeme ve aşırı tepki gösterme.
— Sıklıkla terk edilme, bağımlı olma hali, güvenlik duygusunda azalma olması.
— Kişilik bozukluğu sonucunda ortaya çıkan davranışlar.
— Ani öfkelenme ve kendini kaybetme.
— Kendini haklı çıkarmak için yalana yönelme ve fiziksel güç kullanarak ispatlama çabaları.
— Şiddet konusundaki görüşlerine herkesin katıldığını ve şiddetin günlük hayatla baş etme yollarından biri olduğuna inanma anlayışı.
— Kıskançlık ve kaybetme korkusu.

Nasıl mı oluyor?

Yıllardan beri süren “devletin cebellut yönetimi” vatandaşı her yönüyle baskı altında” tutuyor.

Başta “bürokratik oligarşi,” vatandaşı aşağılamada en büyük kalkan olarak kullanılıyor.

“Askeri güç”  baskısını yalnız asker ocağında değil sivil hayatta da kullanıyor.

Devlet “vergilerle” vatandaşına her türlü acımasızlığı uyguluyor.

“Düşüncesini özgürce” ortaya koymak isteyenlere hiçbir fırsat tanımıyor.

Devlet gücünü arkasında hisseden herkes elindeki fırsatları acımasızda kullanıyor.

Böyle bir ortamda yaşamak zorunda kalan Türk insanı, özellikle “Türk erkeği” psikolojik baskının her çeşidini yaşıyor. Dolayesiyle “mazlum durumuna” düşüyor.

Sonra evine geliyor, himayesi altındaki, eşine ve çocuklarına karşı en küçük bir olaydan dolayı“şiddet uyguluyor.”

Şimdi bu vatandaş, devletin ona uyguladığı baskıdan dolayı “mazlum oluyor,” aynı vatandaş ailesine uyguladığı baskıdan dolayı da “ zalim oluyor.”

İşte size, ülkemizin insan profilinden bir kesit…

 

                                        @@@@@@@@@@@@@

 

 “Şiddet olgusu” kadınla birlikte devamlı gündeme geliyor.

Oysa şiddetin en ürkütücü alanı, “eğitim arcı olarak” kullanılmasıdır.

Özellikle “çocuklar üzerinde” uygulanan şiddet, bu işin en acımasız ve korkunç olanıdır.

Eşiyle sorun yaşayan kadın, “öfkesini çocuğuna şiddet uygulayarak” çıkarıyor.

Erkek de iş yerinde, devlet idaresinde, evde eşiyle ya da kayınvalidesi ile sorunlu ise, yine öfkesini çocuktan alıyor.

İşleri yolunda gitmeyen baba,  hırsını çocuktan alıyor. Sonunda çocuklar ailede bir şeylerin faturasını ödemek zorunda kalıyorlar.

Türkiye’de ve dünyada en çok şiddet gören çocuklardır ama bunu üzerinde yeterince durulmuyor.

Kadınlar, erkelerin şiddetlerinden yakınıyorlar ama, onlar da çocuklarına aynı şiddeti uygulayarak öfkelerini çıkarıyorlar.

Türk kültüründe çocuk eğitilirken “dayak” her zaman olmuştur. Maalesef  bizim kültürel kodumuzda çocuk dövülerek terbiye ediliyor.

Ayrıca şiddetin toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da ”sosyal nedenler” arasında yer aldığını da belirtmeliyiz.

 

                                  @@@@@@@@@@@@

 

Şiddetin nedenleri; kişilere, toplumlara ve kültürler göre değişiklik göstermekle birlikte bizde“gelenek ve göreneklere dayalı süre gelen alışkanlıklar” önemli yer tutuyor.

Aile içi şiddet uygulayan kişilerin büyük çoğunluğunda aile içinde şiddete uğramış ya da tanık olmuştur.

Şiddetin “kuşaktan kuşağa aktarıldığını” gören aile bireyleri, özellikle erkek çocuklar bir yaşam tarzı olarak bu metodu benimsiyor ve de hayat boyu bunu uygulamaya çalışıyor.

Evde ve okulda disiplini sağlamak üzere şiddet kullanımına tanık olan çocuk, yetişkinliğinde bunu“sorun çözmede” doğal bir seçenek olarak görmektedir.
Toplumun da şiddeti bir sorun çözme yöntemi olarak benimsemesinin bunda önemli rol oynadığı düşünülüyor.

Toplumun bütünü açısından yapılan değerlendirmelerde şiddete maruz kalanların büyük ölçüde erkekler kendilerine karşı saygılı davranılması gibi bir beklenti içerisinde oldukları ve saygısızlıkla karşılaştıklarında da şiddet kullanımını meşru görüyorlar.

 

                               @@@@@@@@@@@

 

Şiddet uygulayanların dengesiz veya ruhsal bozukluğu olan kişiler olduğu düşünülmesine rağmen yapılan araştırmalar, şiddet uygulayan erkeklerin  % 93 nün normal yapıda olduğu görülmüştür.

Bu kişilerin yaşam tarzları araştırıldığında şiddete yönelten duygunun, büyük ölçüde “alkol kullanımından” kaynaklandığı görülmüştür.

Bu nedenle alkol kullanımı şiddeti artıran en önemli nedenlerin başında görülmektedir.
Bunun yanında, şiddete yönelik diğer nedenleri de şu şekilde sıralayabiliriz.
— İsteklerin gerçekleştirilmemesi.
— Kendi ihtiyaç ve isteklerinin daha önemli olduğuna inanması.
— Sorunları için devamlı başkalarını suçlama duygusu.
— Yanlış davranışlarını kabul etmeme ve aşırı tepki gösterme.
— Sıklıkla terk edilme, bağımlı olma hali, güvenlik duygusunda azalma olması.
— Kişilik bozukluğu sonucunda ortaya çıkan davranışlar.
— Ani öfkelenme ve kendini kaybetme.
— Kendini haklı çıkarmak için yalana yönelme ve fiziksel güç kullanarak ispatlama çabaları.
— Şiddet konusundaki görüşlerine herkesin katıldığını ve şiddetin günlük hayatla baş etme yollarından biri olduğuna inanma anlayışı.
— Kıskançlık ve kaybetme korkusu.