Orta Doğudaki Olayların Sırrı!..

Orta Doğudaki Olayların Sırrı!..

21. Yüzyılda “Orta Doğu,” dünyanın en karışık, en problemli ve en tehlikeli bölgesi oldu.

Sıcak paranın, yer altı zenginliklerin ve kutsal mekânların en bol olduğu“Orta Doğu,” adeta “mahşeri” andırıyor.
 “Lübnan’ da” baş gösteren kıpırdanışlar,  bir yangının alevi gibi önce“Tunus’a,” oradan “Mısır’a,”  “Libya’ya” ve Suriye’ye  sıçrayarak bütün “Orta Doğuyu” karıştıracağa benziyor.
Bu olayların “nedenleri ve niçinler”  üzerinde herkes bir şeyler söylüyor.
Bu olayların, “sosyolojik yönleri “başta olmak üzere, çeşitli varsayımlar ortaya konuluyor.
Özellikle “siyasi yönü” üzerinde bin bir çeşit yorumlar yapılıyor.
Öylesine yorumlar, öylesine tespitler yapılıyor ki,  bütün peygamberlerin “Orta Doğudan” çıkmasının nedenleri bile tartışılıyor.
“Orta Doğudaki “ ülkelerin tümünün rejimlerine baktığımızda, adeta “zulmün zirvesi” yaşanıyor.
Hem de “insan haklarının, demokrasinin ve özgürlüğün” yaşandığı 21. Yüzyılda, yani,  “bilgi çağında” yaşanıyor..
Peki, bütün bu olaylar neden oluyor?
“Muhalefetin direnişlerinden” dolayı oluyor diyebilirsiniz.
30 sene 40 sene diktatörlük yapan liderlerin”  baskısından oluyor diyebilirsiniz.
“Değişime ve gelişime açık olmadıklarından” dolayı oluyor diyebilirsiniz.
“Yolsuzlukların, yoksullukların” hat safhaya çıktığından dolayı oluyor diyebilirsiniz.
ABD, bu ülkeleri sırtından atmak için ortalığı karıştırıyor diyebilirsiniz.
   “ Büyük Orta Doğu Projesinin” uygulanabilmesi için yapılıyor diyebilirsiniz.
Şu veya bu nedenlerden dolayı oluyor diyebilirsiniz.
Her nedenin mutlaka bir haklılık gerekçesi de olabilir.
Bana göre esas neden; “Orta Doğuda ilâhi adalet tecelli ediyor.”

Bir gün Hz. Musa ibadetini bitirdikten sonra bir ağacın altına oturur.

Hemen yakınındaki çeşmeyi seyrederken atlı bir savaşçının çeşmeye geldiğini görür.
Savaşçı su içmek için eğildiğinde boynundaki altın kesesi ıslanmasın diye çıkarır çeşme başına bırakır.
Suyunu içtikten sonra altın kesesini unutur ve yoluna devam eder.
Hemen arkasından hoplaya zıplaya bir çocuk gelir.
Tam su içecekken altın keseyi fark eder ve hiç düşünmeden alır ve oradan uzaklaşır.
Çocuğun arkasından çok yaşlı bir ihtiyar inleyerek su içmeye gelir.
Bu arada altın kesesini çeşme başında unutan savaşçı, kesesini almak için koşarak çeşmeye gelir.
Telaşla etrafa bakar, fakat su içtiği çeşmenin başında altın kesesini bulamaz.
Hemen yanındaki yaşlı adamın boğazına sarılır ve altın kesesini vermesini İster.
İhtiyar adam,  ne kadar “ben almadım” dese de atlı savaşçıyı ikna edemez.
İyice sinirlenen savaşçı, kılıcını çeker ve yaşlı adamı oracıkta öldürür.
Olan biteni gören Hz. Musa;
– ”Ey Rabbim,  bu nasıl bir adalettir ?.. Senin hikmetinden sual olunmaz ama ben bu işten hiçbir şey anlamadım” der.
Bu isyana benzer  sözlere karşılık gaipten şöyle bir ses duyulur:
– ”Ey Musa !.. Ben sana işlerimi anlayacak kadar akıl vermedim ki sen benim hakkımda yorum yapıyorsun?
Ama kalbinin yatışması için gerçek şudur :
Altın kesesini unutan savaşçı, O küçük çocuğun babasının malını yağmalamıştı.
Ölen ihtiyar ise, gençliğinde çok güçlü zalim bir adamdı.
Hiç uğruna bir köylüyü öldürmüştü.
O ihtiyarı öldüren savaşçı, işte O köylünün oğludur.
Ey benim gafil kulum!
Şimdi aklını başına topla ve tövbe et.
Çünkü benim adaletim işte bu kadar açıktır.”

Evet, işte “ilâhi adalet” böyle bir şeydir.

Ne zaman ve nasıl geleceğini Yüce Yaratan’dan başka kimse bilemez?
Görünen olaylar, ”ilahi adaletin tecellisi” için birer “bahanedir.”
Tarihin her döneminde,  “diktatörler, liderler, Jakoben rejimler,” ellerindeki güçleri kullanarak kendilerini her zaman sağlama almışlardır.
Her türlü tedbiri almak için, imkânlarını sonuna kadar zorlamışlardır.
Kendi güvenleri için gerekirse “toplu katliamlar” bile yapmayı göze almışlardır.
İhmal ettikleri çok önemli bir hususu, hiç hesaba katmamışlardır.
Evet, İhmal ettikleri bu husus; “ilahi adalettir.”
Çünkü buna güçleri yetmez.