İslâm’a göre bir yaşam biçimi elde edebilmek için, nasıl bir “kulluk” görevimiz olmalı?
Kendimizi “müslüman” olarak tanıtmamız, “İslamı yaşamaya” yeterli midir?
Bir kimsenin “namaz” kılıp kılmadığına, “oruç” tutup tutmadığına, “hacca” gidip gitmediğine bakarak hüküm vermek, bizi sağlıklı sonuçlara ulaştırır mı?
Öğrendiğimiz bilgilerle “tefekkür” edemiyorsak,
İslam’ı, “evrensel” olarak değerlendiremiyorsak,
Kulluk görevimizin yanında, çevremizdekiler için bir şey yapmıyorsak,
Mensubu olduğumuz dini, “toplumsal ve siyasal” olarak yorumlamıyorsak,
“Bilinçli bir İslam’ı bakış açısını” yakalamış olur muyuz?
İslâm’la buluşan her Müslüman’ın birinci görevi, “kulluk ibadetlerinin” yerine getirilmesidir.
Kulluğa yönelik “dini ibadetler”, her Müslüman’ın kişisel görevi olduğuna göre, söylenmeden yerine getirilmesi gerekir.
“Allah ile kul arasına girilmez” sözü, bu “kişisel vecibeler” için söylenmiştir.
Şu halde, Dini vecibeleri yerine getirmeye çalışan bir kimseye, “bilinçli Müslüman” diyebilmek için, onun kişisel yükümlülüklerinin ötesinde bulunan hususlara bakıp ona göre değerlendirme yapmak gerekiyor.
Bu değerlendirme nasıl olacak?
Mecburi “kulluk ibadetlerini” yerine getiren kimse, kendi nefsini kurtarabilmek için yaptığına göre, o kişi bunların dışında ne yapıyor ona bakmalı?
Allah’ın rızasını kazanmak için, ne gibi “icraatlar” yapıyor?
Çevresi için, komşuları için, insanlık için ne gibi faaliyetleri var?
Kendisi için istediğini, başkası için de istiyor mu?
Gerçek bir Müslüman’ın, İslam’la buluşabilmesi için,
Kişisellikten kurtulup umumi icraatları olması gerekiyor.
Çevresi ve ülkesi hakkında “duyarlı” olması gerekiyor.
Dünyada olup bitenler hakkında asgari bilgilere sahip olması gerekiyor.
Yakınında ve uzağında “zulme uğrayan” Müslümanlar hakkında “hassas ve uyanık” olması gerekiyor.
Okuduğunu düşünebilen, öğrendiğini yorumlayabilen “ufku” geniş bir Müslüman olması gerekiyor.
Bunları söylerken kulluk görevimiz olan,
Namaz kılmak,
Oruç tutmak,
Zekat vermek,
Hacca gitmek,
Haramlardan kaçınmak gibi kişisel görevlerimizi ihmal edelim anlamını kimse çıkarmasın.
Bu vecibeleri yerine getirirken ,
Çevremiz için,
Ülkemiz için,
Bütün insanlık alemi için bilgimiz, tecrübemiz ve kabiliyetimiz doğrultusunda yapmamız gereken görevleri de yerine getirme mecburiyeti vardır.
Günümüz müslümanı,
Kapitalizmin,
Liberalizmin,
Teknolojinin ,
Bilgisayarın,
Ve
Kitle iletişimin her türlü imkanlarından rahat rahat yararlanırken yanı başında duran komşusundan da sorumlu olduğunu bilmesi gerekiyor.
Çünkü, Yüce Peygamberimizin koyduğu, “komşusu açken, tok yatan bizden değildir” düstürünü yerine getirmekle mükellefiz.
Komşumuzu düşünürken, uzağımızdaki insanları da düşünmek zorundayız.
Hatta, Dünyadaki müslümanları da düşünmek zorundayız.
“Somali” de açlıktan ölen, “Filistin” de katledilen insanları düşünmezsek, kişisel kıldığımız namazlarımız ve diğer ibadetlerimiz, “kıyamet gününde” bizleri kurtarabilecek mi acaba?