Mağdur Olanları Kim Savunacak?

Mağdur Olanları Kim Savunacak?

“Taksim gezi parkı olaylarıyla” ilgili “mağdur olanlar” savunmaya geçtiler.

“Polisin mağduriyetini,” başta hükümet savunuyor.
Daha sonra;
Başbakan,
İktidar milletvekilleri,
Halkın büyük çoğunluğu,
Sivil kuruluşların büyük çoğunluğu,
Hükümete yakın yazarlar,
Hükümete yakın televizyonlar,
Sosyal medya ve daha başkaları savunuyorlar…
“Eylemcileri,” başta muhalefet savunuyor.
Daha sonra;
Muhalefet milletvekilleri
Solcu yazarlar,
Solcu televizyonlar,
Sosyal medyanın büyük çoğunluğu,
Solcu sendikalar,
Solcu sanatçılar,
Dış güçler ve daha başka bir sürü bilinmeyen merciler(!..) savunuyorlar…
Esas mağdur olan,
Esnafı,
Morali bozulan vatandaşı, kimse savunmuyor?..
Bu ne biçim “Adalet?”
Bu ne biçim “Demokrasi?”
Bu ne biçim “Sosyal Devlet?..”

Var Olma, Yok Olma Mücadelesi

Her on senede bir yapılan “Askeri müdahaleler” bitti gözüküyor.
“Muhtıralar a” artık kimse rağbet etmiyor.
“Süreçlerle ilgili girişimler” de sökmüyor.
Kala kala “Halkın eylemi” kalıyor.
Şu anda bu deneniyor.
Henüz bitmiş değil.
Bunun “A-B-C.D…” planları var.
“Duran adam” bunun küçük bir boyutudur.
Bunun arkası mutlaka gelecektir.
Çünkü,
Bu bir “var olma, yok olma mücadelesi” haline geldi.
Kazanırlarsa, “Zafer elde edecekler.”
Kazanamazlarsa, “Bitecekler.”
Bunu çok iyi bildiklerinden “Son kozlarını” oynuyorlar.

Gezi Parkı Olayları “Sosyolojik Bir Vakıadır”

Cumhuriyet tarihi boyunca böylesine kapsamlı bir olay olmadı.
“Çevreci çocukların(!..)” iyi niyetle yaptıkları bir olay olarak tanıtılmasına kimse aldanmasın.
Bu başlı başına ”geniş kapsamlı bir organizedir.”
Bunun alt yapısı önceden hazırlanmış ve bu işle ilgili görevlendirilmiş profesyonel kişiler uzun zamandan beri faaliyetlerini sürdürmüşler.
Mit’in bunu bilmemesi bu büyük bir zafiyet.
Zamanlama yanlış olabilir ama hazır potansiyel alt yapı önceden planlanmış.
Bu açıdan “gezi parkı olayları ” her açıdan araştırılacak “sosyolojik bir konudur.”
Bu olay Türkiye için bir milat olduğundan, bu işin “psikolojik ve sosyolojik” boyutları mutlaka ortaya çıkacaktır.
Bizler bunu ileriki süreçlerde daha iyi göreceğiz.

Yiğidi Öldürün Ama Hakkını da Verin

“Çevreci” diye ortaya çıkanlar, yanlış bir kanaldan saldırıya geçtiklerinin farkında bile değiller.
Var olan bu iktidar, “çevre” deyip yatıyor, “çevre” deyip kalkıyor.
Bu güne kadar hangi hükümet, hangi lider “çevreyle ve yeşille” bu kadar iç içe oldu?
Türkiye baştanbaşa adeta “ağaçlarla, çimlerle ve çiçeklerle” donatıldı.
Bunu tüm halkımız görüyor ve takdir ediyor.
Herkesin gördüğü ve takdir ettiği bu icraatı insanların gözünün içine baka baka, bu hükümeti, bu başbakanı “çevre düşmanı” diye tanıtırsanız duvara toslarsınız.
Bir eylem yapılırken insanın elinde haklı gerekçeler olur.
Bu nedenle, dünya çapındaki bu organize, yanlış bir mantık üzerine oturtulduğundan başarı elde etmeleri mümkün değildir.
Ancak,” bu kriz sürecini iyi idare edip üstesinden gelebilirlerse tabi…”