Birleşmiş Milletler Topluluğu, “İnsan hakları Evrensel beyannamesini” 1948’de yayınlandı.
Bu beyannameye imza atan ülkeler arasında “Türkiye”de var.
Bizim gibi halkı Müslüman olan 50’ye yakın ülke, bu beyannameyi kabul edip imzalamışlar.
Nasıl bir insan hakları ise, 5 büyük ülkenin dışında hiçbir ülkenin “ne karar verme ne de veto etme” hakları var?..
Şu anda tüm dünyada, bu 5 emperyalist devletlerin belirlediği kadar da “hak” sahibidirler…
Bu emperyalist devletler, “başta insan hakları olmak üzere,” demokrasiyi, hukuku kalkan yaparak, her çeşit sömürüyü el altından sürdürüyorlar.
Üye olan ülkeler de, bu uygulamaların daha kötüsünü, kendi halkına uyguluyorlar.
Tıpkı, emperyalist ülkelerin kendilerine yaptığı gibi.
Güçlü zayıfı eziyor, zayıf da daha zayıfı ezerek, “zulüm” tüm dünyada etkinliğini sürdürüyor.
Hem de demokrasiyi, hukuku ve insan haklarını kalkan yaparak…
Türkiye ise, farklı olarak “laikliği” ve “Kemalizm’i” ilave yaparak, baskısını sürdürüyor.
@@@@@@@@@@@@
1948’den bu yana insan haklarında, demokraside, düşüncede, hukukta değişen ne oldu?
1948 öncesinde Hitler’in, Mussolini’nin, komünizmin, faşizmin uyguladıkları baskılar, yasaklar, dayatmalar, zulümler, bugün şekil değiştirerek daha acımasızca ve sinsice devam ediyor.
Neden daha acımasızca?
Çünkü, insan hakları, demokrasi, hukuk, özgürlük, çağdaşlık gibi kavramların arkalarına sığınarak her şey yapılıyor.
Eskiden bu baskılar, hiç olmazsa açıkça yapılıyordu.
Kamufle olayı yoktu, hedef ve düşman belliydi.
Şimdi ise, perde arkasına saklanarak ve de “insanları aldatarak” her şey yapılıyor…
Bu açıdan bakıldığında, şimdiki durum daha kötü ve acımasızca…
@@@@@@@@@@@@
“Hukuk devleti” olmaktan vazgeçtik. Bari,”kanun devleti” olabilsek…
Mahkemelerde “adaleti” zamanında sağlayamadıklarından, vatandaş kendi adaletini kendisi gerçekleştirir duruma geldi.
“Faili meçhul cinayetler”, “çeteler”, “ihale takipçileri”, “rüşvetçiler”, “soyguncular” ve “Ergenekoncular” yüzünden vatandaşın devlete olan güveni sarsıldı.
Vatandaş, yöneticiler tarafından “kandırıldığına” inanıyor.
En önemlisi, “İnsan yerine” konulmadığından çok rahatsız.
Pek çok değişiklikler ve yenilikler olmasına rağmen “Bugün git, yarın gel” mantığı hala var.
Bu da vatandaşı çileden çıkarıyor.
Adam yerine konmamak, insan muamelesi görmemek ve dışlanmak vatandaşın en önemli sıkıntıları arasında yer alıyor…
@@@@@@@@@@@@
Şu anda gelinen nokta şudur.
Vitrinde, insan hakları, demokrasi, hukuk, çağdaşlık ilkeleri savunuluyor gözüküyor.
Ancak, uygulamada, bunların tesri yapılıyor.
Her şeyin, “ideolojik ve politik” temeller üzerinde oturulduğu bir ülkede; adaletten, insan haklarından, hukuktan, demokrasiden bahsetmek elbette mümkün olmaz.
Vatandaşın dinine, kıyafetine ve yaşantısına müdahale etmek, hangi insan haklarıyla bağdaşır?..
@@@@@@@@@@@@
Laik bir ülke olduğumuzu iddia ediyoruz.
Diğer taraftan,”diyanet”, siyasi idarenin emrine veriliyor.
Anayasanın yazılı metninde, “din ve vicdan özgürlüğü var” yazılı…
Ama, memurun “Cuma namazına ve Ramazan orucuna müsaade” müsaade edilmiyor.
Her Türk vatandaşı, “eğitim hakkına sahiptir” deniliyor.
Ama, inançlarından dolayı örtünen kız öğrencileri hala okullara sokulmuyor…
Daha da ileri giderek, 12 yaşından küçük çocuklara Kur’an öğretmek yasaklar arasında.
Var olan iktidar yenilikler yapıyor ama “fikir özgürlüğü ve din özgürlüğü” alanında henüz yeni bir şey yok.
Nasıl bir “devlet sistemi” oluşturulmuş ki “baskılara ve yasaklara” dokunulamıyor?..
@@@@@@@@@@@
İnsanın insan olma vasfı, düşüncesini ortaya koyabilmesidir.
Şimdi, herkes düşüncesini ortaya koyabiliyor mu?
Her şeye rağmen düşüncesini ortaya koyan kişi ve kuruluşlara “her çeşit linçin yapıldığı,”
Vatandaşının kılık-kıyafetine müdahale edildiği,
Aileye ve kutsal değerlere saygı duyulmadığı,
Hukukun siyasallaştığı,
Kendi insanının önüne devamlı bürokratik engellerin çıkarıldığı bir ülkede, “insan haklarından nasıl bahsederiz?..”