Şeytana Secde Etmek

Şeytana Secde Etmek

Medya, iyiliğe de, kötülüğe de kullanılabilen büyük bir güçtür. Bu yüzden medyanın yöneticileri ve çalışanları büyük ve ağır bir sorumluluk altındadır. Medya, insanları ya Allah’a itaate çağırır ya da şeytana boyun eğmeye.. Hakikat ile yalan arasında yolunu arayan medyanın doğruluk, iyilik ve güzellik ekseninde yapacağı yayınlarla, hitap ettiği toplumda, uyanık ve diri tutucu, yapıcı özellikler gösterebildiği gibi, yalan, kötülük ve çirkinlik ekseninde uyutucu, oyalayıcı, bozguncu ve yıkıcı özellikler de gösterebilmektedir. Tanrı tanımaz, materyalist, çıkar eksenli yayın çizgisindeki medya, şeytana hizmet etmektir. Medyanın İslami bilinçten uzak yayınları, aileyi ve yeni nesilleri korkunç boyutlarda tahrip etmektir. Kitle iletişimini biçimlendiren, içeriğini belirleyen ve yönlendiren medya, bütün gücünü, İslam’a ve milletimize hizmet yönünde kullanmalıdır.

Medya, evlerimizin zoraki konuğudur; aileyi kuşatmıştır, her bir üyesinin kalbine ve zihnine el atmaktadır.. İnançlarımızla, düşüncelerimizle, duygularımızla oynayan medya karşısında ailenin tüm fertleri bilinçli olmak zorundadır. Medyanın aile ve gençler üzerindeki olumsuz etkisi, günümüz dünyasının temel problemlerinden biri haline gelmiştir.Medya, insanın iç dünyasını yıkarak şeytanın etkisine açık hale getirmektedir. Medyaya düşkünlük gösteren evlerde, yaşanan aile facialarına bakıp şeytanın işini kolaylaştırdığını söyleyebiliriz. Şiddetin, şehvetin ve dünyeviliğin yaygınlaşmasında medyanın rolü, yıkılan ailelerle, boşanmaların artmasıyla, evi terk eden gençlerin çoğalmasıyla gündeme taşınmakta ve tartışılmaktadır.

Şeytanın aileler, eşler ve gençler üzerindeki etkisini ciddiye almak zorundayız.  İnsanın üç büyük ruhi gücü olan akıl, şehvet ve şiddet, şeytanın çalışma alanıdır.. Akıl, ilim, irfan ve hikmetlerle temizlenip sağlamlaştırılmazsa, ölçülere göre ayarlayamadığı şehvet (menfaat teme) ve şiddet (koruma) duygularını denetleyemez hale gelmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.), önceki dönemlerde, şeytanın, salih bir rahibi vesvese yoluyla felâkete sürükleyiş hikayesini anlatarak bizi uyardı: Salih bir kul olarak Hristiyanlar arasında tanınan ve çok sevilen, ermiş bir rahip vardı. Onun devrinde şeytan, bir kız çocuğunu etkileyerek ruhi bunalıma itti. Sonra bu genç kızın aile fertlerinin her birinin kalbinde; ‘Bu kızınızın tedavisi ancak sözkonusu ünlü rahibin yanında mümkündür..’ diye diye kızı rahibe götürme duygusu uyandırdı. Kızı, uzakta bir manastırda yaşayan rahibe getirdiler. Rahip önce tedaviden kaçındı. Aile, çok ısrar etti, bir şekilde rahibi ikna etti. Kızı tedavi için rahibin yanında bıraktılar. Şeytan, rahiple kızı buluşturduktan sonra, bu kez de vesvese yoluyla rahibin kalbinde kızla cinsi ilişkide bulunma arzusunu uyandırdı. Rahip kızla cinsî ilişkide bulununcaya kadar şeytan bu vesvesesine devam etti. Rahip sonunda zina etti ve kız gebe kaldı. Kız hamile kalınca da şeytan rahibe şu vesveseyi verdi: ‘Bu olay ortaya çıkarsa, rezil olursun! Kızın ailesi sana gelecektir. En iyisi kızı öldür ve toprağa göm. Senin için başka bir çıkar yol da yoktur. Kızın ailesi gelip, kızlarını sorarlarsa; hastalığının artıp vefat ettiğini söylersin.’ Şeytandan etkilenen rahip, sonunda kızı öldürüp gömdü. Sonra da şeytan kızın ailesinin kalplerine vesvese yoluyla, ‘Kızın rahip tarafından gebe bırakıldıktan sonra öldürüldüğü..’ şüphesini soktu. Kızın ailesi gelip, rahibi öldürmek istedi. Şeytan, rahibe, iki tarafa bütün bu düşünce ve vesveseleri kendisinin verdiğini, isterse kendisini ölümden kurtarabileceğini söyledi. Ancak bunun için rahipten, kendisine iki defa secde etmesini istedi. Rahip kendini çaresiz hissedip şeytana iki defa secde etti. Artık şeytan rahibi imanından da soyutlamış ve iğvâsında amacına ulaşmıştı. “Ben senden beri ve uzağım!” diyerek, rahibi kendi kaderiyle baş başa bıraktı.[1] Allahu Teala, Kur’an-ı Kerîm’d,e şeytanın bu olayına gönderme yaparak  sözüne yer vermiştir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de, bu olaya ve rahibin durumuna işaret edilerek şöyle buyurulur: “(Yahudileri savaşa teşvik eden münafıkların hâli de) şeytanın hali gibidir. Çünkü şeytan insana “inkâr et” der de, o inkâr edince: “Ben gerçekten senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım ” der.”[2]

Şeytanın vesveselerle insanı şehvete ve şiddete düşürebildiği konusunda dinimiz açık uyarı yapmaktadır. İnsanların zihinlerinden kötü düşünceler geçebilir, kalplerinde çirkin duygular uyanabilir. İlk suç işlendiğinde, insan hakikatten kopmuştur ama hala ona yakındır; dolayısıyla durumunu hakikate götürebilir, tevbe edebilir ve suçun dünyada çekilecek bir cezası varsa davayı ahirete götürmeyebilir. İlk günahta kopuşla birlikte yeniden bağlanış imkanı da vardır. İkinci günahta hakikatten iyice uzaklaşılacağından artık durumu hakikate götürme fırsatı da yitirilmiş olur. Bunu başarabilmek ancak ilim ve iradeyle mümkündür; İslam toplumlarında, sağlam bir cemaat içinde yaşayanlardan çok az talihli insan, ikinci günahtan sonra tevbe edip yeniden doğru yola girebilmiştir. İkinci günahla, hakikatten, doğru yoldan iyice uzaklaşan insan, artık savrulmuş ve kaybolmuştur. Durumu hakikate götürememe, düşülen aymazlık nedeniyle tevbe edip yeniden doğru yola girememe ise, şaytana secde etmek olarak tanımlanmaktadır. Şeytana secde etme, inançsızlık ve günahkarlık durumudur. Günahkar insan, pişman olup tevbe ederek hemen Allah’a sığınır, emredilen ibadet ve iyilikleri yapmaya ve günahlardan uzak durmaya başlarsa  kurtulmuş olur. Ne var ki günahkar insan, suçunu kanıksayıp, normal karşılar hale gelirse, hele  hele savunmaya başlarsa, o artık şeytana secde etmektedir. İnançsızdır, çünkü Allah’ın yasağını normal karşılamaktadır, haramı helal yapmaktadır. Şeytana ilk secde, günahı normal karşılama, haramı helal kılma ise; ikinci secde de günahı normal bir insan davranışı olarak savunmak, Allah’a savaş açmaktır. Medya, haber, program ve dizilerle kötülüğü telkini normalleştirerek, dine göre değil de, akla ve nefse göre yaşamayı telkin etmekte, Allah’a şirk koşmaya zorlamakta, insanlara hevalarına uyup şiddet uygulama (yaralama ve can alma), hırsızlık, faiz alma, alkol tüketimi, zina, anne babaya isyan gibi büyük günahları teşvik edercesine sürekli gündemde tutmaktadır. Bütün bir dünyada medya şehvet ve şiddet duygularını sömürerek ayakta durmakta, insanları şeytana secde ettirebildiği ölçüde var olmaktadır.

Modern batı uygarlığının bir ürünü olan medya, insanla Allah’ın arasını karartmakta, hakikatten uzaklaştırmakta ve büyük günahları kanıksatarak toplum güvenliğini bozmakta, insanlığı şeytana secdeye zorlamaktadır. Seküler yaşamın mabedi durumundaki bütün bir kültür endüstrisi, insanı bir daha ayağa kalkamayacak şekilde çökertmek üzerine kurulmuştur.  Medya, günümüz dünyasında iğva işleviyle toplumları bozdukça varlığını sürdürebilmektedir. Medya, sadece dünya hayatımızı değil, ebedi hayatımızı da tehdit etmektedir. Medya, sonsuz hayat süreceğimiz cenneti elimizden almaya çalışmaktadır.


 


[1] Elmalı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili Tefsiri,  Haşır Suresi, 16. ayetin açıklaması; Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Terc. Ali Arslan, İstanbul 1972, VI, 100-102).

[2] Kur’an-ı Kerim, 59. el-Haşr Suresi, Ayet:16.