Mevlana, Mesnevi’de, insanların birbirinin dilinden anlamaları konusunu iyi açıklayan bir hikaye anlatır. Bu hikaye, çağımızın iletişim bunalımını ve çıkış yolunu anlaşılır kıldığı için de önemlidir.
Biri Türk, biri Arap, biri Acem, biri de Rum, dört kişi yeni arkadaş olmuş, bir yerde oturuyorlarmış. Henüz birbirlerinin dilini de çok iyi bilmiyorlarmış. Oradan geçen bir zengin bunlara bir dirhem vermiş ve “Yiyecek bir şey alıp karnınızı doyurun!” demiş. Türk olan, “Ben ‘üzüm’ isterim!” demiş. Arap olan, “Ben ‘inep’ severim!” diye tutturmuş. Acem olan, “Ben ‘engur’dan başkasına razı olmam.” demiş. Rum olan ise, “Bırakın bu saçmalıkları, bu mevsimde en iyi ‘istafil’ gider..” demiş. Aslında inep, engur, istafil de üzüm demektir ve hepsi aynı şeyi istiyorlardı; fakat birbirlerinin dilini anlamadıkları için anlaşamıyorlardı. Derken herkes, farklı şey istediğini zannedip kendi söylediği şeyde diretince kavgaya başladılar. Öyle ki, kıyasıya dövüşüyorlardı.
Nihayet akıllı ve dil bilen bir adam onları ayırdı ve her birini tek tek dinledikten sonra gülerek, “Parayı verin, ben hepinizin istediği şeyi size getireceğim” dedi. Parayı ona verip merakla beklemeye başladılar. Akıllı adam manavdan yeterince üzüm alıp geldi ve hepsini memnun etti. Herkes birbirinin sevincini görünce aynı şeyi istediklerini anlayıp şaşırdılar ve boşuna kavga edip birbirlerini üzdüklerine hayıflandılar. Böylece arkadaşlar birbirlerini üzdükleri için özür dilediler.
İnsanların yaratılışları aynı. Dünyanın her yerinde, bütün çağlarda insan problemi de aynı. Güvenlik, çalışma, üreme, barınma, eğitim, sağlık, adalet..
Modern dünya, bu problemleri çözmek yerine daha da ağırlaştırdı. İdeolojiler, bir tutam kavramla, insan problemini çözme iddiası güttüler, kavgayı daha da büyüttüler. Medya, modern toplumlarda aymazlığı derinleştirmekte ve uzlaşmazlığı, çatışmayı körüklemektedir. Medya, sürekli bozgunun dilini kullanmaktadır. Çünkü milletin parasını alıp kaybolanlara çalışmaktadır. Millet parasını kaptırdığını bile anlayamamaktadır.
Parayı çarpanlar, millete bir şey getirse bile, gelen başka bir şey olabilir; kuru üzüm, üzüm suyu ya da şarap. Millet, başına gelene her zaman razı olmaktadır, medya aldattığından.
Çağın iletişim bunalımını doğru teşhis edip gerçek çözümler ortaya koymak gerekmektedir. Çözüm, insanlık durumunu hakikate götürmek ve hakikatin sözcülüğünü yapmaktır. Medya, İslam’ın diriltici soluğu olabilir. Medya, hakikate bağlı, sadık, cesur bir dile muhtaçtır.
Medya, ancak bilgelerin elindeyken, sorunun bir parçası olmaktan çıkar ve çözümü gündeme getirebilir. Bilgeler elinde medya, güvenilir hale gelecektir; o zaman herkes bilir ki yalan söylemeyecektir, ayrıca Allah’ın dışında hiçbir güç karşısında boyun eğmeyecektir.
Medya, hakikate sadakat gösterecek Salihlerin sahiplenmesi beklemektedir.