Benim çocukluğumda, 1960’lı, 70’li yıllarda evlerde teneke sobanın çevresinde toplanılır ve sohbet edilirdi. Dede, baba, anne, abla, kısaca bir büyük, Hz.Ali cenkleri okurdu. Biz çocuklar da hayal dünyamızda duyduklarımızı canlandırarak, imgelemimizi geliştirerek dinlerdik. Bugün insanlar, teneke soba yerine televizyonun etrafında bir araya geliyorlar.
Fakat bir fark var: Sobanın çevresinde konuşulurdu. Soba, sohbet ortamının doğal bir unsuruydu. İnsanlar yüreklerini ortaya koyar, sohbet ederdi. Televizyonun etrafında susuluyor. Çünkü televizyona odaklı, merkezinize onu alarak hayatınızı kurduğunuzda, hayatınızda sizi besleyen başka irtibat noktaları yoksa, başka beslenme kaynaklarınız yoksa, ruhunuzu, kalbinizi, aklınızı ve vicdanınızı besleyeceğiniz bir meşguliyet alanınız yoksa, o televizyonun çevresinde donuk bir şekilde oturmaya ve susmaya mahkûm hale geliyorsunuz.
İnsanımız, medya karşısında iki davranış gösteriyor: Boyun eğmek ya da kaçmak.. Bu iki davranışı, medyaya bağımlılığı ve tepkiselliği mercek altına alıp incelemek zorundayız.
Batı uygarlığı, kitapla sokuldu milletimize. Kitap içine koydu yumurtalarını batılı ideolojiler, ruh uyuzuna yakalandık. Medya, ülkemizde dünya gücünün kırbacı oldu. Medya okur yazarları olarak kendimizi sömürgeleştirdik. Kitabın yıkıcılığı, derin, yavaş ve görece sınırlıydı. Gazete, yaygın bir etki alanına hiçbir zaman ulaşamadı, belli dar bir alan olarak kaldı. Bir dönem radyo çok çekiciydi ve olumsuz yaygın sonuçları, ülke gündemine gelirdi.. Televizyon, olumsuz etkileriyle radyoya rahmet okuttu. Son yıllarda internet de televizyona rahmet okutacak görünüyor.. Çağdaş insanın en büyük sorunu, medya çarpması.
Her geçen gün çeşitli tepkiler geliştiriyoruz. Televizyonu kapatma kampanyalarıyla bile karşılaşıyoruz. Televizyonun ailelerin içiletişimini bozduğu, bilimsel bir tanı. Zaten sınırlı sayıda insanın kazanabildiği kitap okuma alışkanlığına büyük bir darbe oldu, televizyon. Evlerde eşlerin ve gençlerin psikolojisine olumsuz etkileri yeni yeni fark ediliyor. Hatta çocukların yetişme döneminde ne gibi zararları olduğu yüksek sesle konuşuluyor. Televizyonun toplum üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde ne kadar durulsa azdır.
Bu yüzden bizim modern yaşama biçimini değiştirmemiz gerekiyor. Televizyona mahkûm olan psikolojik yapıyı ortadan kaldırabilmek için, onu hazırlayan nedenleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. Dolayısıyla televizyonu kapatmak bir sonuçtur, ama içimizdeki yayınları (hayal, vesvese) kapatmazsak, fiilen televizyonu kapatmamız bir şey ifade etmez. Televizyon yerine başka bir şey ikame ederiz. Mesela kendimizi magazine vururuz, futbola veya siyasete vururuz. Nerde, ne olmuş derken, öte yandan baharı kaçırırız. Hakikati ve hayatı kaçırırız. Hayatın ana esası olan, varoluşunun temeli -bize doğrudan doğruya Allah’ın vahyi olan- bizim de onu temaşa etmekle yükümlü olduğumuz hakikatini, gözden kaçırırız.
İçimizde ve dışımızdaki kötü yayınları susturmak için, alternatif bir yaşama biçimine ihtiyacımız var. Allah’ın şahitleri olmak için yaratıldığımızı unutunca, daha çok musallat oluyor bize bozguncu medya. Bu yüzden size ben bir aforizmayla destek olmak istiyorum: “Televizyonunuza seyirci kalmayın! Allah’a ve Peygamberi’ne şehadet edin.” İlim, ibadet, güzel ahlak ve takva, medyayı doğru kullanmayı sağlayacaktır bize. İçimizde ve dışımızdaki yayınlar, özdenetimimizden geçecektir.
Olgun yazarlar, sanatçılar ve medya mensupları elinde medya, iç yayınlarınız da düzelecektir. İç yayınlarınız düzgünse, dışarıdaki yayınları filitre edebilir hale gelebileceğiz.. Medya karşısında özgürleşmek için olgunlaşmalıyız ve Allah’a tanıklık ederek saygılı yaşamalıyız.