Lütfen Kendimize Gelelim

Lütfen Kendimize Gelelim

Toplum olarak birbirimize tahammül edemez hale geldik. Ne hikmettir bilmiyorum ama şundan çok eminim ki, böyle devam edecek olursa toplumdaki değer yargılarımız ciddi zarar görecek.

Teknolojik ilerlemeye paralel sosyal, kültürel, ekonomik birçok alanda yaşanan değişim ve gelişim, ilişkilerimizi şekillendirmekle birlikte, ruh dünyamızı da etkiliyor. Modernleşmenin getirdiği hızla birlikte maddi noktada yaşam kalitesinde bir artış söz konusu olurken, yaşanan değişim aslında kişinin ruh dünyasında da bir tahribat oluşturuyor. Kişiler günden güne daha bir sabırsız oluyor, bekleme ve tahammül eşiği düşüyor.

“İyi ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta” sözleri çoktan demode oldu. Boşanma kararları çok daha kolay alınıyor. En çok şiddetli geçimsizlik yüzünden sarsılan evlilikler, tahammülsüzlük, yüksek beklentiler, sadakatsizlik ve iletişimsizliğin pençesinde son buluyor.
Efendimiz (s.a.v), “Mümin, geçimi güzel olan kişidir; geçimsiz kişide hayır yoktur” buyurur. Efendimiz’in hayırdan yoksun olarak nitelediği geçimsiz kişiliğe sahip insanlar, çevresindekilerin huzurunu kaçırma pahasına olur olmaz her şeye çatar, surat asar, tartışma çıkartırlar. Böyle kimseler “geçinmeye gönlü yok” deyimini tasdik ettirircesine, tıpkı bir radar gibi sürekli bir yerlerde hata ararlar. Çevrelerindeki olumsuzlukları gördükçe daha da huzursuzlaşırlar. Her şey mutsuz ve asabi davranmaları için bir bahane olabilir. Örneğin, trafikte sabredemeyip kornaya basmaya başlarlar, öndeki araçları bunaltmak istercesine. Yolda yürürken kendilerine birisi yanlışlıkla çarpmaya görsün, o kişiyi sokağa çıktığına pişman ederler. Evde bir eksik gedik mi gördüler, eşlerinin asla kurtuluşu yoktur, evde adeta terör estirirler.

Bu hoşgörüsüzlük toplumun içinde bir hastalık gibi çoğalıyor.  Herkes birine öfkeli. Anne çocuğuna öfkeli, eşler birbirine, komşu komşuya öfkeli, şoför yayaya, amir memuruna öfkeli.
Nedir bu sinirlenmek, bu hoşgörüsüzlük? Öfkeyle kalkan zararla oturur. Rahmetli Barış Manço’nun parçasını hatırladım: ‘Üzülmüşüm neye yarar. Keskin sirke küpüne zarar.’

Bu tahammülsüzlüğün giderek arttığını düşünün. Bundan 10 yıl sonrasında çoğalmış ve şiddetini arttırmış bir hoşgörüsüzlüğü düşünmek bile istemiyorum. Hem de çocuklarımıza sunmayı düşündüğümüz bir dünyada.
Bu konuda sorumluluk herkese düşüyor. Bundan kendisini soyutlayabilecek ne bir fert ne de bir kurum olabilir. Medyadan, eğitim camiasına, diyanetten senarist ve yönetmenlere kadar. Kollektif bir bilinç oluşturulmalı, aynı zamanda sorumluluk sahibi bir kontrol mekanizması da..

Şarkılarda bile öfke var. Bu parçaların (Rap, metal, rock ) sözlerini dikkatli seçsinler. Ya da kontrolsüz olamasın. Belli bir yaş grubu acı, öfke, isyan sözcüklerini ninni dinler gibi dinliyor ve etkileniyor.

Anne babalar, çocuklarına hoşgörüyü  önce ebeveyn ilişkilerine dikkat ederek örnek olup, anlatmalılar. Masallarında Nasrettin Hoca’ya, Keloğlan’a, Yunus Emre’ye, Mevlana’ya  yer vermeliler. Unutmamalı yeni nesil hoşgörünün gerekli ve önemli olduğunu anlamalı, belki ilerideki olası bir kavga, bir cinayet, sizin sayenizde engellenmiş olur.

Hayattan çok şey bekleyenler,hayat için ne yaptığını gözden geçirmelidir.

Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle Allaha emanet olunuz.