G-20 Küresel Terörizm ve Avrupa

G-20 Küresel  Terörizm ve Avrupa

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye G-20 zirvesine ev sahipliği yaptı. Dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi arasında yer alan Ülkeler ile Avrupa Birliği Komisyonu yöneticileri Antalya’da bir araya geldiler. Zirve’ye, zirveden birkaç gün önce Birleşmiş Milletlerin aynı zamanda veto hakkı da bulunan 5 daimi üyesinden biri olan Fransa’da meydana gelen ve 129 kişinin ölümüyle neticelenen terör olayları damgasını vurdu.

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, bu yüzden G-20 zirvesine katılmadı. Küresel terörizm ve tüm kıta Avrupasını yakından ilgilendiren mülteciler sorunu zirve boyunca ağırlığını her şekilde hissettirdi.

Ancak Dünya, Paris’teki terör olayını farklı şekillerde okudu. Bunu İslamî terör olarak görenler olduğu gibi olayların zirve öncesi ve Fransa-Almanya maçının da yapıldığı bir zamanda gerçekleştirilmiş olması dikkate alındığında, Avrupa’yı pek çok konuda etkileyecek olan Mültecilerin önünü kesmek ve onların Avrupa kapılarından dönüşüne gerekçe oluşturmak için, Müslüman kökenli coğrafya ile ilgisi bulunan teröristlere yaptırıldığını ifade edenler oldu. Genelde Avrupalı devletlerin özelde Fransa’nın geçmişte yaptığı insanlık dışı katliamlar, bu ihtimalin yabana atılabilecek bir ihtimal olmadığını aslında ortaya koyuyor.

Mülteciler sorunu, Avrupa kapısında bekleyen ve Avrupa sınırlarını zorlayan en büyük sorunu. Sorun büyük. Çünkü bu tarz büyük göç hareketleri, geçmişte olduğu gibi, sosyal, siyasal ve kültürel dönüşümleri kaçınılmaz kılmaktadır. Avrupalıların rahatsızlıklarının buradan kaynaklandığı söylenebilir.

Bu işin bir yanı. Paris olayları büyük bir taş. Avrupalı devletler genelde bir taşla bir kaç kuş vurmayı hedeflerler. Hele bir de taşları büyükse.

İşin diğer tarafinda da radikal İslamcı görüntüsü verilmek istenen ve Müslümanlara en büyük zararı veren terör örgütü DAEŞ eylemleri sayesinde, dünya genelinde insanların zihinlerini İslam dini ve Müslümanlarla ilgili olumsuz anlamda manipüle etme çabasından bahsedilmektedir. Mezopotamya’da İslam medeniyetinin izleri DAEŞ marifetiyle neredeyse silinmiş durumda. Bölgede iç savaş kızıştırıldı. Petrol kaynaklarını ele geçiren DAEŞ, basına yansıdığı kadarıyla Avrupalı şirketlerle işbirliği içerisinde bu petrollerin ticaretini yaptı. Silah tüccarlarının ekmeğine sürülen yağ cabası. Böylelikle Batılı devletlerin himayesi ile bir terör örgütünün kendi finansmanını kendisinin oluşturmasına imkan tanındı. DAEŞ zenginleştikçe, katılımcıları çoğaldı, katılımcılar çoğalınca da tehdit gücü arttı. Tüm bunlara rağmen Batılı devletler, bir çok konuda olduğu gibi terör konusunda da çok yüzlülüğünü gösterdi.

150 yıldır İslam coğrafyasında çekilen her tetiğin, patlayan her bombanın, akıtılan her damla kanın, sömürü ve gözyaşının arkasında batılı küresel güçler vardır.

Müslümanlar bu tablo karşısında her zamanki şekliyle savunmaya geçerek İslam ile terörizmin bir arada zikredilemeyeceğini, müslümanların ayrı İslam öğretilerinin ayrı olduğunu ifade etmeye çalıştılar.

Bugün İslam dünyasının yaşadıklarına bakıldığında, kendi hakkından gelemediğini söylemek çok da yanlış olmasa gerek. Bu bakımdan İslam dünyasında ittihadın sağlanması ve İslam dünyasının yek vücut olmasına ihtiyaç vardır. Bu durum, ihtiyaçtan öte bir gerekliliktir.

Yeni bir yazıda buluşmak ümidi ile ALLAH’a emanet olunuz.