Elektronik Medya

Elektronik Medya

Dün ile bugünün dünyası, öz itibarıyla birbirinin aynı olmasına rağmen, günümüzde iletişim vasıtaları sayesinde çok farklı bir boyut kazanmıştır. Yöresel çeşitlilikler nostaljik bir hal almıştır. Dünyayı küçülten elektronik medya ülkelerin sınırlarını dahi yapaylaştırmıştır. Böyle bir dünyada “köy”den ve yöresel âdetlerinden söz etmek mümkün değildir. Hatta bunlar organik olmaktan da çıktı. Çünkü radyasyon, rüzgârlar sayesinde yeryüzünün her bölgesine ulaşmakta ve her canlıyı etkilemektedir.

Teknolojinin iyiliklerinden biri, küçülen dünyada, insanlığı ayrıntılardan arındırılmış yalın ahlak değerlerinin yöneteceği düşüncesidir. Mesela böyle bir dünyada kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına da yapmayacaksın; kaba güç kullanmayacaksın, haksızlık yapmayacaksın, çalmayacaksın, her tarafta kameraların olduğunu bileceksin. MOBESE kameraları zorunlu olarak zaman içerisinde tabii kameraları (vicdan) güncelleyecek, vicdanlar devreye girecek, insan fıtratını hatırlayacaktır. Böylece aklını kullanan insan, ibret olmamak için “ibret alacak”tır.

Günümüzde insanlar elektronik medyanın enformasyon bombardımanına tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla bilgi bombardımanı altında kalan insan ciddi anlamda zihinsel hazımsızlık yaşamaktadır. Doğru ile yanlış, iyi ile kötü kol kola girmiştir. Önemsiz olan önemli, önemli olan da önemsizleştirilmiştir. Böyle bir kaos ortamında kalan insanın, bunları ayrıştırıp kendine “emin” bir yol haritası oluşturması bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Elektronik medya sayesinde çağımız her bakımdan sürat kazanmıştır. Fakat sanal medyanın, iç içe geçmiş bilgi ve belgeleri toplayıp analiz etmek gibi bir amacı da işlevi de yoktur. Bu durumda insan, hayatını kendine özgü bir şekilde yaşayabilmek için, kendine bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Bu sebeple iletişimin, “medyatik” ve “mekanik” olmaktan çıkarılıp insanileştirilmesi gerekmektedir. Çünkü “elektronik medya” duygusuzdur; ürünlerini iyi-kötü, faydalı-zararlı gibi bir ayırıma tâbi tutmaz. O, gözyaşını bilmez ama hislerini kaybetmemiş insanı üzer ve ağlatır.

İnsani bir olgu olan iletişimin, mekaniklikten kurtarılıp duygularla donatılması yani bir ruh verilmesi gerekir. Bu da iletişime “ahlaki bir hüviyet” kazandırmakla mümkündür. Zaten insan ilişkilerine ahlaki değerler egemen olmadıkça, insan maddi ve manevi anlamda ıstırap çekmeye devam edecek demektir.

Kaynağı meçhul olduğu gibi doğruluğunu da araştıramadığımız bilgiler, insan ilişkilerini düzenler hale gelmiştir. “Elektronik medya”da herhangi bir bilginin kaynağı ile ilgili öznesi “kim” veya “ne” diye sorulduğunda cevabı da sanal olmaktadır. Günümüzde elektronik medya, yaramaz bir çocuğun oyuncaklarıyla iletişim kurmasına benzemektedir: Dağıttıkça, yırttıkça, kırdıkça, yıktıkça haz almaktadır.

Kabul etmek gerekir ki şikâyetlerin, tespit dışında hiçbir faydası yoktur. Onun için ahlaklı insanın “elektronik medya”nın istikametini değiştirebilecek ve onu insanileştirecek şekilde donanımlı olması gerekir. Belleklerin, özgürlüklerin sorumluluk gerektirdiği biçimde şekillenebilmesi için öncelikle bireysel çabaların “iyi niyet” taşıması şarttır. Elbette sorumluluk, sınır koymak değildir, aksine hayata işlevsellik kazandırmaktır. İnsanların akıl yönünden eğitildikleri kadar, ahlak yönünden de eğitilmesi gerekir. Aksi halde ahlaktan yoksun akıl, yıkıcılıkta sınır tanımaz hale gelebilmektedir.

Her bir birey, yaşadığı dünyaya karşı bireysel ve toplumsal sorumluluk duygusu içinde olabilseydi, bugün yaşadığımız olumsuzlukların önemli bir kısmını yaşamıyor olurduk. Görsel medyada, çocukluktan itibaren beslenen aksiyon duygusu, sevgi ve ahlak eğitimiyle terbiye edilemediği için; büyüdükçe, yaşına ve ortamına göre yıkıcılıkta farklı maharetler sergilemektedir.

Görsel medyada, tüketime paralel olarak kaliteli programların üretilememesi, sunumların içeriğini ve kalitesini basitleştirmekte, hatta kolaycılığa kaçılarak duygu sömürüsü yapılmaktadır. İçerikler, “incir çekirdeği”ni doldurmayan cinsten konularla  izleyiciler savsaklanmaktadır. Aşırı tüketim kaliteyi düşürürken, “insani ilişkiler”in sınırları da zorlanmaktadır. Böyle bir ortamda insan, değerler bazında şarj olamadığı için ruhsuzlaşmakta ve hatta mekanikleşmektedir.

“Yapmak, üretmek ve imar etmek” yerine, “yıkma”nın pirim yapar hâle gelmesi, ne yazık ki aklın da verimli bir şekilde kullanımını engellemektedir. Çünkü yıkmak için akıl faaliyetine ihtiyaç yoktur. Yıkıcılığı tahrik eden görselliklerden şikâyet ederken, bu tür programları yapanların da birer “insan” olduğunu unutmamak gerekir. Ne yazık ki, özgürlüklerin jelatinine sığınılarak, insani değerler konusunda ciddi anlamda tahribat yapılmaktadır.

Teknolojik gelişmelerde doyum aşamasına ulaşılan bir süreç yaşanırken, son zamanlarda sorumluluk bilinciyle hareket eden kurumlar tarafından iyinin, güzelin, doğrunun ve insani olanın aranmasıyla ilgili çabalar, insan türü adına olumlu bir gelişmedir. Bütün mesele, insanda ve tabiatta mevcut olan güzellikleri görebilmek ve görünür kılabilmektir. Canavarlaşan medyanın, “yaşama sevinci” verir hâle gelebilmesi için bireylerde sorumluluk duygusunun uyandırılması şarttır.

Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle,Allaha emanet olun.