Ülkemiz son yıllarda trafikten teröre, depremden sele kadar birçok sıkıntıyı art arda yaşadı, yaşıyor. Doğal afetlere karşı bir aşinalık oluştu bizde. Onları kelimenin tam anlamıyla doğal kabul etmeye yatkın hale geldik. Belki de bu yüzden doğru bir değerlendirmenin uzağında kaldık ve olayların hakikatini kavrayabilme imkânı bulamadık.
Oysa karşılaştığımız hiçbir durum tesadüf değildir. Her şey Allah’ın kâinata koymuş olduğu ve adına ‘sünnetullâh’ dediğimiz, doğal prensiplere uygun bir şekilde cereyan ediyor. Ateş yakıyor, toprak tohum atıldığında ürün veriyor ve Allah hükmünü icra ediyor.
Bu şekilde baktığımızda afetlerin üç önemli yönünün olduğunu görürüz: Birincisi, afetler hiçbir şekilde tesadüf değildir. İkincisi, İnsanın işlemiş olduğu günah ve masiyetler yüzünden deniz ve karaların mevcut düzeni bozulmaktadır. Ve üçüncüsü ise, afetler, insanların işlerini doğru dürüst ve sağlam yapmamasından kaynaklanmaktadır.
Afetler, tesadüf değildir. Allah, insanlık tarihi boyunca, itikâdî ve ahlakî sapkınlıklarda bulunan kavimleri bir şekilde cezalandırmıştır. Deprem, sel, tufan, kıtlık gibi unsurlar bunlardan bazılarıdır.
Yağmur, bizde rahmet olarak da adlandırılır. Rahmetin yağdığını söyleriz. Ancak, bazen Allah rahmeti öyle bir gönderir ki, kimi için rahmet olmaya devam ederken, kimi için de bir felakete dönüşür. Ya da başka türlü felaketlere de davetiye çıkarırız. Örneğin, daha fazla yerleşim alanı oluşturabilmek için, ekime uygun, zemini yumuşak olan arazileri ve dere yataklarını imara açarak hem tarım arazilerinin küçülmesine hem de bir sarsıntı esnasında binaların içindeki insanların üzerine çökmesine neden olacak kararlar alabiliriz.
Çünkü insanlar kendi yapıp ettiklerinden dolayı, kâinatta var olan ahengin bozulmasına neden oluyorlar. Günah, masiyet ve kötülükler insanın kalbinde, zihninde ve bedeninde nasıl bozulmalara sebebiyet veriyorsa, aynı şekilde yaşadığı coğrafyada da bozulmalara neden olur.
Bu bazen insandan kaynaklanan kötülüklerin doğrudan etki etmesi şeklinde olabilir bazen de, insanın işini doğru, dürüst ve sağlam bir şekilde yapmamasından kaynaklanabilir. Hırsızlığın yaygın olduğu bir yerde, yağmur gibi bir rahmetin, malzemeden çalmakla felakete, zelzele ve yer sarsıntısının da ölümlere neden olacak bir hal alması kaçınılmazdır. Allah, işini sağlam yapar ve işini sağlam yapanları sever. Ancak işini sağlam yapmayan ve ahlaki açıdan da bir sapkınlık içerisinde olan toplumlara geçmiş kavimlerde olduğu gibi, onların bela ve musibetleri kendi elleriyle davet etmelerine engel olmaz.
İşte afet ve musibetlerin hakikatini kavrayabilmeyi kolaylaştıracak bir ayet:
‘İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.’ (Rum, 41)
İnsan, yaptığı işi sünnetullâha uygun bir şekilde yapmadığı ve içindeki kötülüğü iyilikle değiştirmediği müddetçe, doğal afetler hep devam edecek gibi görünüyor.
Ve insanoğlu, felaketleri kendi eliyle çağırmaktan vazgeçer mi bilmiyorum.
Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.