İnsanın yaratılışında olumlu ve olumsuz yönde kullanılabilecek birçok özellik vardır. Bu özelliklerin kullanımı insanın karakterini de belirler. Yani biri doğru söylemekte inatçı olurken, bir başkası inadı, yalancılıkta sürdürür. İnsanların bir araya gelmelerinden oluşmuş olan cemaat, kabile, kavim ve milletler için de aynı şey söz konusudur. Hatta öz kardeşler arasında bile, aynı çevreden terbiye almış olmalarına rağmen, farklı karakteristik özellikler görülebilir.
Ama aile fertleri, kendilerine özgü farklı özellikleriyle bir arada yaşamak durumundadırlar. Milletler de öyle. Çünkü Allah milletleri, birbirleriyle tanışıp kaynaşsınlar diye yaratmıştır. Bu da bir arada olmakla mümkün olabilir.
Böyle bir durumda, milletlerin kendilerine ait farklı özellikleri ne olacak?
Birlikte yaşamak, farklılıkları ortadan kaldırmayı mı gerektirmeli? Yoksa bu farklılıklar korunarak mı birlikte yaşamalı? Dünyanın artık bir köy kadar küçüldüğü bir dönemde asıl soru bu olsa gerek…
Tarih, farklı özelliklerde bir çok milletin birlikte yaşadığı dönemlere tanıklık etmiştir. Özellikle İslam tarihi bu açıdan oldukça zengin sayılır. İslam, bunun için gerekli prensipleri net bir şekilde ortaya koymuştur. Örneğin asırlar boyunca üç kıtada hüküm süren ve Müslümanıyla gayr-ı müslimiyle onlarca milletin bir arada yaşamasına imkan tanıyan Osmanlı Devleti bunlardan biridir. İslamın ortaya koyduğu temel prensiplere bağlı kaldığı müddetçe bu durum, Osmanlı Devleti için bir dezavantaj olmamış hep bir avantaj olma özelliğini korumuştur.
Birlik ve beraberliğin yaşanamadığı bir toplumda, kargaşa, anarşi ve kavgaların insanları olumsuz etkileyeceği, onları huzursuz ve mutsuz insanlara dönüştüreceği bir gerçek. Atalarımız, toplum hayatının, ancak birlik ve beraberlikle yaşanabileceğini belirtmişlerdir. İnsanların çevrelerine karşı sorumlu olduklarını, hoşgörü içinde, insanca yaşadıkları ölçüde mutluluğu tadacaklarını özlü sözleriyle bizlere hatırlatmışlardır: “Birlik dirliktir”, “Nerde birlik, orda dirlik”
Birlik ve beraberlikle ilgili güzel bir hikaye vardır: Bir çiftçinin üç oğlu varmış. Kardeşler birbirleriyle geçinemez, hep kavga ederlermiş. Baba, “Birbirinizi sevin, yardımlaşın!” dermiş. Ama onlar, bu güzel öğüdü tutmazlarmış. Bir gün baba, çocuklarını çağırmış:
- Bana on çubuk getirin, demiş. Çocuklar çubukları getirmişler. Baba, bunları birbirine bağlayıp oğullarına vermiş:
- Hadi kırın, demiş. Kardeşler, çubuk demetini kırmaya çalışmışlar. Ama kıramamışlar. Çiftçi demeti alıp çözmüş. Çubukları, bu kez birer birer vermiş. Üçü de çubukları kolayca kırmış. Bu olay üzerine çiftçi, şöyle demiş:
- Görüyorsunuz işte! Tek olunca çabucak parçalanan çubuklar, bir araya gelince kırılamıyor. Siz de bir araya gelmez, tek durursanız, kırılırsınız. Birleşmek güç katıyor. Birbirinizle anlaşıp birleşiniz. O zaman size kimsenin gücü yetmez. Siz de her güçlüğü yenersiniz. Böylelikle hem gelişir, hem de mutlu yaşarsınız.
Rahmetli şairimiz M. Akif mısralarında ne de güzel söylemiş.
“Girmeden tefrika, bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.