Empati, en genel ifadesiyle ‘karşımızdaki insanları anlayabilmek için kendimizi onların yerine koymak’, şeklinde tanımlanır ve bu şekliyle etkili iletişim için önemli bir yöntem olarak tavsiye edilir.
Çevremizde çok duyduğumuz ama bir türlü ne olduğunu bilmediğimiz veya işimize gelmediği için anlamadığımız bir kavram. Açıklaması kolay, ancak icrası öyle her babayiğidin harcı değil.
Varlığından herkes haberdar olsa da önemini kavrayan ve gündelik yaşantısında empatik davrananların sayısı az gibi görünüyor.
Başkalarının duygu ve düşüncelerini anlamak ve kişileri ona göre değerlendirmek gerçekten çok önemli. “Onun yerinde ben olsam ne yapardım?” diye düşünebilmek, insanın kendisini de anlamasını kolaylaştırır ve davranışlarına çeki düzen vermesini sağlar.
Geçenlerde haber kanallarına göz atarken, bir şey, her zamankinden farklı olarak daha çok dikkatimi çekti. Bu belki de o an için içinde bulunduğum psikolojik yapıyla da alakalıydı. Ama neredeyse hangi haber kanalını açtıysam, şiddeti değişmesine rağmen, hep aynı türden haberler vardı. Şiddet haberleri: Cinayetler, kadın ölümleri, çocuk istismarları, toplu katliamlar, savaşların günlük bilançoları. Sanki insanların artık insan olarak herhangi bir kıymeti kalmamış gibiydi. Üstelik cinayetler, insan vahşetinin boyutlarını da ortaya koyuyordu. İnsanlar artık sadece öldürmüyorlar. Yakarak öldürüyorlar. Kesiyorlar, parçalara ayırıyorlar, işkence ederek öldürüyorlar. Mesela, bir yardımcı pilot, uçağı içindekilerle birlikte düşürmeyi planlayıp bunu gerçekleştirebiliyor.
Bu tarz haberler, insanın ruhsal dünyasını alt üst ediyor. Hele hoşgörüsüzlük içerisinde debelenen günümüz insanının iç dünyasını daraltıyor ve onu daha tahammülsüz hale getiriyor.
Globalleşen dünyada metropol bir şehirde yaşıyorsanız insanların empatiden uzak olduğunu çok daha sıklıkla görebilirsiniz. Sabah Besmeleyi çekip evden çıktığınızda iş yerinize gidene kadar insanlığa ve inanca sığmayan bir çok hadise ile karşı karşıya kalmanız mümkün. Trafikte patlamaya hazır bomba gibi insanlar var. Arabasını ve evini temiz tutmak adına, çevresini kirleten insan(cık)lar (!)… Kendilerine haksızlık yapılmasına müsaade etmeyip, başkalarına haksızlık yapmaktan zerre kadar kaçınmayanlar… Kendilerini halktan üstün gören, kaf dağında yaşayanlar… Topu taca atan işçiler… Ulaşılması mümkün olmayan yöneticiler…
Herkes, dünyanın merkezine kendisini koyuyor ve ‘Ben merkezci’ yaklaşıyor olaylara. Böyle olunca da ‘empati yapma’ bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. ‘Ben duygusu’nu alt etmeyi başaranlar, kendisini karşısındakilerin yerine koyup, ona göre davranış sergileyebiliyor. Kendisi için istemediğini, karşısındaki için de istemiyor. Ancak, benliklerinin altında ezilenler, hayatta haklı ve güçlü olmak adına her yolu denemekten kaçınmayabiliyorlar.
Yoğun iş hayatı, günlük koşuşturmalar, aşırı teknoloji bağımlılığı artık gözden düşmek durumunda olan “adam olmak” kavramlarını ve içeriklerini her şeye rağmen bize unutturmamalı. Empatiden yoksun bir topluluk olmaya başladık.
Kendimizi başkasının yerine koyarak insanları daha iyi anlayabiliriz. Toplumsal çatışmalarımızın empati yoluyla kısmen de olsa çözülebilmesi mümkündür.
Bazen olaylar bizim baktığımız pencereden göründüğü gibi olmayabilir. Bakış açılarımızı değiştirebilmeyi ve olaylara başka noktalardan bakabilmeyi becerebilmeliyiz. İmam Şafii’nin şu sözü aslında oldukça manidar: ‘Benim doğrularım, içinde yanlışı barındırabilme ihtimaliyle doğru; başkasının yanlışı ise, içinde doğruyu barındırabilme ihtimaliyle yanlıştır.’ Hiçbir olayda ısrarla benim dediğim kesinlikle doğrudur dememeli, olayları bir de farklı gözle değerlendirmeliyiz.
İnsanlara karşı daha anlayışlı olabilmek, kendimizi onların yerine koyabilmek, onları anlayabilmek ümidiyle…
Yeni bir yazıda buluşmak ümidiyle Allaha emanet olunuz.