Bir Dizi Rezillik – II
Önceki yazımızda, Dizilerin toplumsal değerleri alt üst ettikleri ve ahlaksızlığı teşvik edici bir fonksiyon icra ettiklerini dile getirmeye çalışmıştık.
Bu yazımızda da Televizyon Filmleri ve dizilerdeki, İslamı ve Müslümanları küçük düşürmeye ve çirkin göstermeye yönelik çabaları anlatmaya çalışacağım.
Bilindiği gibi, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren Türk Sinemasının yapımcı, yönetmen ve senaristleri tarafından dindar karakterler hep yalancı, düzenbaz, şehvet düşkünü ve vatan haini olarak sunulmaya çalışıldı. İslam kültüründe önemli yeri olan Şaban, Recep, Gaffur, Sacit, Burhan gibi isimler kötü ve ciddiyetten uzak karakterler tarafından temsil edildi. Ayşe, Fatma, Hatice, Zeynepler hep temizlikçi rollerinde, Ecem, Lale, Tijenler ise modern ve elit görünümlü kişiler olarak lanse edildi. Böylece uzun soluklu bir algı operasyonu yapılmak istendi. Ve bu olumsuz tutum, son dönemlere kadar devam etti.
Evet dizilerin sosyo-ekonomik yönden düşük ve kendileriyle alay edilen karakterlerinin genellikle dini kisvesi bulunan kişi veya isimlerden oluştuğu doğru. Ancak bu durumun tesadüf eseri oluştuğunu söylemek, bu karakter paylaşımının tamamen rastlantı sonucu şekillendiğini ileri sürmek büyük yanlışlık olur. Dahası ibre ve göstergeler burada özellikle kasıt ve art niyetin olduğunu gösteriyor.
Çünkü, Yönetmenlerin dünya görüşüyle birleşen din olgusu sinemada farklı yüzlerle karşımıza çıkıyor.
Yönetmenin fikri ne ise zikri de o yönde hayat buluyor. Bilmeyerek spontane gelişen bir olay gibi görülmesi mümkün değildir. Herkes her şeyi bilmeyebilir. Ama sizin yaptığınız Dizi, Film ve Sinemayı seksen milyon hatta dünya izleyecekse işi ehlinden öğrenmek ve ilahiyatçı, tarihçi bir danışmandan yardım almak durumundasınız.
Açık yüreklilikle belirtmek gerekir ki, Türk sineması ideolojik sebepler yüzünden çoğu zaman neredeyse hiç objektif bir bakış açısına sahip olamamıştır. Bunu belki de yeni rejimi ayakta tutmak adına eskiyi hatırlatacak her şeyi yok etmeyi bir misyon olarak benimsediği için yapmıştır.
Dünya sinemalarında dine karşı yeterince olumsuz algı operasyonları yapılıyor. Bizim yönetmenlerimiz de sanki onları hiç olmazsa bu konuda geçme hevesinde.
İlginçtir, Avrupa'da inanın böyle rezil diziler yapılmıyor. Onlar bizden önce aileyi bitirmişler ve şimdi aile kurumunu tekrar tesis edebilmek için adeta çırpınıyorlar.
Yabancı filmleri izlerken dikkat ettiniz mi? Orada rahipler, papazlar ve din adamları her zaman saygın kişilerdir. Hiç bir filmde papazlarla, din adamlarıyla dalga geçildiğine şahit olmazsınız. Bilakis bir gereklilikmiş gibi yabancı filmlerin bir çoğunda kilisenin özellikle propagandası yapılır.
Bu konuda söylenecek daha çok şey var. Ancak bir köşe yazısının sınırlarını çok fazla zorlamadan şunu açık bir şekilde ifade etmek istiyorum:
Çok geç olmadan ailemize, kültürümüze ve bütün değerlerimize yapılan bu saldırıları durdurmanın çarelerini aramalı, müslüman toplumlar olarak kendi sinemacılarımızı yetiştirmeliyiz. Sanat, estetik, ahlak ve kalp kaygısıyla hareket ederek toplumsal bilinç seviyesini yükseltme çabasını devam ettirmeliyiz.
Yeni bir yazıda beraber olmak dileğiyle Allaha emanet olunuz.