Toplumsal yaşamı her açıdan şekillendirmede etkili olan televizyon yayınlarında bireysel hakların ve toplumsal değerlerin korunmadığı, kamu yararının gözetilmediği ve bunların denetlenmesinde de yeterince etkili olunamadığını üzülerek belirtmek isterim.
Sinema, tv dizileri ve eğlence programlarının çoğunda bir dizi rezillik göze çarpıyor. Özellikle televizyon dizilerinde modernlik ve eğlence kisvesi altında topluma neredeyse ahlaksızlık pompalanıyor. Bazı sinema filmlerinde gayr-ı ahlaki görüntülerle gözlerden kalplere kirlilik enjekte ediliyor. Tv lerde yayınlanan yarışma programlarının bir kısmı ise tam anlamıyla skandal. Normal işini yapması gerekenler, tiyatro ve sinemayı kullanarak toplumun ahlaki çöküntüsüne zemin hazırlıyorlar.
Bir toplumun geldiği yahut getirilmek istendiği yeri anlamanın en kestirme yolu televizyon dizileridir denilebilir. Aileler, artık çocuklarını alıp da televizyonun karşısında rahatlıkla birşey izleyemez hale geldi.
Sinema, televizyon ve dizilerin bir kısmında tecavüz ve sapkınlık teşvik ediliyor, yeğen yengesiyle ilişki yaşıyor. Üvey kardeşler bir biriyle çıkıyor. Eşler birbirlerini aldatıyor. Kadınlar kocalarına “beni başkasıyla düşün” diye cesaret veriyor. Kızlar ondan bundan hamile kalıyor...
Toplumumuz büyük bir dejenerasyon, algı ve subliminal mesajla karşı karşıya. Batı kültürü özellikle özendiriliyor. Yukarıda verdiğim örneklerde de görüldüğü gibi dizilerde bu anlamda toplumsal değerleri alt üst eden şu fikirler empoze edilmeye çalışılıyor: Hak ettiğini düşünüyorsan aldatacaksın. Mecbursan para için biriyle birlikte olmak ayıp ve ahlaksızlık değil. Cinselliğin senin tercihindir. Çarpık ilişkiler senin özgürlüğündür. Yalan söylemek yanlış değildir. Müstehaksa vuracaksın gibi.
Bu kadar önem arz eden ve dikkatli olunması gereken bu iletişim araçlarının tahribatına karşı çok hassas olunması gerektiğini aşağıdaki araştırma sonuçları da bir kez daha ortaya koyuyor:
Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre çocukların %77’si ders ve ödev yapmanın dışındaki vakitlerini televizyon izlemeye ayırıyor. Oyun oynamaya ayrılan süre ise sadece %11. Bu kadar yoğun bir şekilde çocuğu kuşatan televizyon onun eğitiminde ve kültürlenmesinde önemli bir rol oynuyor. Hatta bu rol bazen anne-baba-öğretmen ve sosyal çevrenin önüne bile geçebiliyor. Televizyon bir eğitimci misyonu üstlenmiş, çocuklar farkına varmadan onlara bir dünya görüşü kazandırmaya devam ediyor.
Çok acı bir durum! Devletçe, milletçe bu konunun üzerinde acil kodu ile gidilmesi gerekiyor.. Fıtratı zedeleyen, ahlakı zayıflatan, haya perdesini yırtan araçlar her geçen gün tahribatına devam ediyor. Eskiden harama karşı edeple öne eğilen başlar, hürmetle çevrilen gözler bugün sınır tanımaz hale geldi.
Gelin işe önce kendi ayıplarımızı düzeltmekle başlayalım. Zamanın ve mekanın hakkımızda şahitlik yapacağı güne hazırlıklı olalım.
Geç değil, genç toparlanma ümidiyle Allah'a emanet olunuz.