Müziğin hayatımızdaki yeri hafife alınamayacak kadar büyük. Hayatın neredeyse bütün alanlarını kaplamış durumda. Mesela bir alışveriş merkezine girdiğinizde ya da bir dostunuzla muhabbet için gittiğiniz bir mekânda konuşmaların gerisinde zihninizin maruz kaldığı bir müzik sesi olur hep. Bindiğiniz takside arabesk, alışverişte pop, oturduğunuzda slow çalar, televizyon ve dizilerde tam bir bombardımana uğrarsınız.
Hele bir de buna bilimsel gerekçeler sunanlar var. Restoranda hafif müzik çalınınca insanlar daha yavaş hareket ederlermiş. Marketlerde daha hızlı müzik çalındığında, insanlar bir an önce alışverişlerini tamamlayıp çıkmaya çalışırlarmış. Tıpkı futbol gibi müzik de tam bir sektör haline getirilmiş yani.
İlk duyduğumuzda belki hoşumuza giden bu tınılar, bir zaman sonra işkence eder bir hâl almaya başlıyor. Rahatsız eden aslında sadece müziğin fazla açılmış sesi ya da ahengini yakalayamamış bestesi değil. Asıl rahatsızlık veren bozuk bestenin malzemesi haline getirilmiş sanatsal derinlikten yoksun güfteler. Ucuzculuğa kaçmaktan kaynaklı bu sıradan güfte ve bestelerde aynı zamanda hem ahlakî hem de itikadî bir sürü pürüz var.
“Bir sana taptım, bir tanrıya taptım...”
“Sen gördüğüm en son ilahsın”
“Aldanma öbür dünyaya, hayatı yaşa”
“Bi güzellik yapsana, gece benle kalsana”
Ve daha bu köşede bizim yer vermekten haya ettiğimiz, ancak kendilerine sözüm ona sanatçı (!) diyen ahlak yoksunu çığırtkanların sığ ve estetikten uzak daha bir yığın sözde güftelerinden bahsedilebilir.
Mikrofon onların elinde. Ve hiç zorlanmadan gençlerin zihin dünyalarına girebilecek imkânlarla donanmış durumdalar. Onlar üzerlerine düşeni yapıyorlar. Ancak tuhaf olan şey, yalnız gençlerin değil, müziğe maruz kalan insanların bir kısmının şarkı, türkü ve ilahi sözlerinin içeriğine hem de hiç dikkat etmiyor olmalarıdır. Bedenleriyle bütünleşmiş ve adeta vücudun tamamlayıcı parçalarından biri haline gelmiş telefon kulaklıklarıyla ritmine kendilerini kaptırdıkları müziğin, sözlerinin itikadını alt üst edebilecek özellikte olduğunu maalesef farketmiyor çoğu kimse. Saf zihinler yavaş yavaş dejenere ediliyor, algılar bulanıklaştırılıyor…
Yani müzik, bugün hiç de sanatkâr olmayan ellerle tam bir tahribat aygıtına dönüşmüş durumda. Bunu hem estetik hem de itikadî ve ahlakî bir kaygıyla sorgulamadan bizler de destekliyoruz. Oysa Müslüman, aslında sanat ve estetik yönü gelişmiş, sıradan ve bayağı şeylere itibar etmeyecek kadar elit kimsedir.
Anlaşılan o ki, itikat, sanat ve estetik kaygısıyla müzik dahil olmak üzere sanat eserleri ortaya koymaya çalışan sanatkârlar, bu vahim tablodan üzerlerine düşen sorumluluğu iyi okuyup gereğini bellemek durumundalar.
Yeni bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.